CARPE DIEM

 

Cehennem sıcaklarının başadığı günlerde Atina’nın güneyinde, deniz kıyısında bir otelin balo salonundayız.* Yaklaşık 700 kişi sıcağın bunaltıcı baskısı ve boydan boya pencerelerle kaplı salondan gözüken denizin çekiciliğine rağmen adını zorlukla hatırladıkları 50li yaşlarında bir Uruguaylının kürsüye çıkıp söyleyeceklerini bekliyorlar. Uruguaylının adı Nando Parrado. Nando Parrado, bundan otuzbeş yıl önce And Dağlarında Uruguaydan Şili’ye giden bir uçağın düşmesinden sonra 72 gün yaşam mücadelesi veren ve başaran 16 kişiden birisi, belki de o mücadelenin sözcüsü, lideri.

AND DAĞLARINDA YAŞAM MÜCADELESİ

13 Ekim 1972’de Uruguay’ın 41 kişilik Montevideo rugby takımını Şili’ye götüren Fairchild F-227 uçağı Arjantin’in And Dağları’nda yere çakıldı. Pilotaj hatası nedeniyle gerçekleşen kazada uçakta bulunan kırkbeş kişiden onsekiz tanesi ilk çarpma esnasında öldü. Çarpışmadan sağ kurtulan 27 kişiden ise sadece 16 tanesi yazlık giysilerle içine düştükleri kar ve eksi 30 derece soğukla, açlıkla 72 gün süren yaşam mücadelelerinden zafer ile çıktılar.

O zamanlar 23 yaşında olan Nando Parrado, 27 kişinin sağ kurtulduğu kazada annesini ve kız kardeşini de kaybetmiş. Nando, her sene sezon sonunda Şili’ye dostluk maçı yapmak için gittiklerini söyleyerek başlıyor sözlerine. İronik olan, o yıl uçakta oyuncular ve koçlardan geri kalan yerlere ailelerini çağıracaklarının kendilerine söylenmesi. Daha da çarpıcısı, Nando’un hala nasıl olduğunu anlayamadığı şekilde telefonun başına ilk ulaşanın kendisinin olması ve hem annesi hem de kızkardeşi için birer koltuk ayırabilmiş olması. Nando’nun bir anlık çevikliği ve takım arkadaşlarından hızlı hareket etmesi annesi ve kızkardeşinin And Dağları’nda çakılan uçakta ölmesi sonucunu da getirmiş. “Kazanan” her zaman haklı ve mutlu olmuyor galiba…..

Nando’nun detaylı hikayesini öğrenmek isteyenler, geçen sene basılan “Miracle in the Andes” (And Dağları’nda Mucize) adlı kitabını okuyabilirler. “Okumaktan sıkılan” veya benim görsel hafızam daha güçlü mazaretinin arkasına sığınanlardansanız, Nando Parrado ve takım arkadaşlarının yaşadığı hayatta kalma mücadelesi 1993 yılında çekilen “Alive” (Yaşamak İçin) adlı filmle beyaz perdeye de aktarılmış. Nando Parrado’yu Ethan Hawke’ın canlandırdığı filmi ve kitabı ilgilenenler Amazon.com adresinden elde edebilirler.

 

DAĞIN ZİRVESİNDE İNNOVASYON

Nando’nun ve takım arkadaşlarının mücadelesinin konferansta yer almasının sebebi ise, yaşadıkları 72 gün boyunca, hayatta kalmak için durumsal liderlik örneklerini, içgüdüsel olarak göstermiş olmaları. Örneğin uçakları dağa çakıldıktan hemen sonra takım kaptanı Marcelo’nun içgüdüsel olarak buldukları her şeyi 15 metrekarelik uçak enkazının bir tarafına ilk bir saatte yığmalarına öncülük etmesi şokla karışık eksi 30 derece soğukta donmamalarını sağlamış. Gene Marcelo ilk on gün boyunca hayatta kalan ve umudunu yitirmek üzere olan 27 kişiyi bir tablet çikolata, 30 tane fıstık iki şişe şarap ile hayata bağlamış. Kurtarma ekiplerinin her an gelmekte olduğuna hem kendisini, hem de takımını inandırmış. Onuncu günün sonunda enkazdan çıkan transistörlü radyodan kurtarma çalışmalarının durdurulduğu haberi üzerine ise Roberto arkadaşlarını motive edebilmek için grubun durumsal liderlik rolüne bürünmüş. “Eğer biz herhangi bir uçakta seyahat eden bir grup insan olsaydık, hayatta kalamazdık” diyor Nando Parrado. Zira yıllardır birarada başarı için mücadele eden, birbirlerinin güçlü ve zayıf yanlarını bilen bir takım olmak hayatta kalmalarının sırlarından birisi. Yani çıkartılacak derslerden bir tanesi, takım olmanın zaferlerdeki önemi ve en az onun kadar önemlisi de, başarı için tanıdığı, bildiği insanlarla çalışmak isteyen liderlere, bu talep yetkinlik bazlı olduğu sürece izin verilmesi.

Nando Parrado, takım olmalarının yanı sıra, yaşam mücadelesinin zorlaması sonucu içgüdüsel olarak rol dağılımı yaptıklarını da belirtiyor. Örneğin hayatta kalmanın yollarının “araştırma ve geliştirmeden” geçtiğini ve ellerindeki herşeyi kullanarak yeni “icatlar” geliştirdiklerini paylaşıyor. Karda yürümek için özel ayakkabılar, kar bastonları, hatta güneş gözlüklerini dahi enkazdan buldukları parçalarla yapmışlar. Karı ya da daha doğrusu buzu eriterek içmenin, yaralanan ve sakatlanan arkadaşlarını rahat ettirmenin yollarını da bulmuşlar.

Kuşkusuz onları hayatta tutan en önemli buluş üç kişinin içine girip soğuktan kendini koruyabileceği büyük yalıtılmış bir uyku tulumu. Üç kişinin vücut sıcaklığı ve yalıtkan malzemenin yardımıyla en soğuk gecelerin bile üstesinden gelebildikleri bu uyku tulumu için ise daha küçük bir çocukken annesinden dikiş dikmeyi öğrenen Carlitos liderliği üzerine alırken, daha hızlı çalışabilmek için dört arkadaşına daha dikiş dikmeyi öğretiyor ve ekibini geliştirerek daha hızlı sonuca gitmeyi başarıyor. Başka bir deyişle “ekip geliştirme ve takım liderliği” yetkinliklerine örnek olabilecek refleksler gösteriyor.

Aslında en önemli “inovasyonların” mecburiyetlerle ortaya çıkması tesadüfi bir süreç değil….Parrado, “ölüm karşısında imkansız olduğunu düşündüğünüz herşeyi yaparsınız” diyor, hatta gerekirse yaşamak için en yakınlarınızın cesetlerini dahi yiyebilirsiniz…..


YARIN NEREDE OLACAĞINIZI BİLEMEZSİNİZ !

İki ay süren çaresiz, umutsuz bekleyişin ve yaşam mücadelesinin sınırlarına dayandıkları bir anda ise Nando Parrado, dağları aşarak Şili’ye ulaşmaya, ya da en azından bunu denerken ölümle tanışmaya karar veriyor. Nando Parrado, Roberto Canessa ve Antonio “Tintin” Vizíntin’den oluşan grup yola koyuluyor. Önce Roberto Canessa’nın ısrarıyla uçağın kuyruğunun enkazını bulup, içindeki birkaç bavuldan biraz yemek artığı, giysi ve sigara ile soğuktan onları koruyacak yalıtım malzemesini alıyorlar. Daha sonra ise Antonio’nun güçsüz bedeninin onları yavaşlattığına karar vererek, onu geri yolluyorlar. Oniki günde yüz kilometrenin üzerinde yol yaparak Şili’ye ulaşıyorlar.

Nando Parrado bu kazadan kurtulduktan sonra hayata geri dönmek için ayrı bir çaba gösteriyor. Uzun yıllar hayatla ölüm arasında gidip geldiği otomobil yarışı ile ilgileniyor. Evlendikten sonra eşinin isteği ile bu sporu bırakıyor ve şu anda başarılı bir işadamı olarak dünyayı dolaşıp, tecrübelerini paylaşıyor. Konuşmasını ise hepimizi hayatımıza tekrar bakmak zorunda bırakan şu cümle ile bitiriyor: “Hayatı yaşamaya bakın, çünkü yarın nerede nasıl olacağınızı bilemezsiniz”.  Ya da bizim yorumuzla, Carpe Diem ! İkinci bir şansınızın, fırsatınızın olamayacağı tek konu hayatınız!

 

  • Egon Zehnder International Firm Conference; Atina, Haziran 2007
No Comments

Post A Comment