BAŞBAKAN HARVARD BUSINESS REVIEW OKUYOR MU ?

BAŞBAKAN HARVARD BUSINESS REVIEW OKUYOR MU ?

Cenevre’ye geldiğimde InterContinentel Oteli’nde kalmaya çalışıyorum. Son derece rahat ve keyifli otelin, güleryüzlü personelinden, son ziyaretim sırasında otelin benim dışımdaki (!) ünlü konukları ile ilgili bilgi alma şansını da yakaladım ! Bunlar arasında sanıyorum benim için en ilginçlerinden birisi, geçen ay içinde iktidarı kardeşine devreden Küba lideri Fidel Castro oldu. Aslında Castro’nun InterContinental Oteli anılarından bahsetmeden önce, böyle şanslı soyadına sahip insanlara hep imrendiğimi de söylemeliyim. Herhalde bazı aileleden gelen insanlar, hem daha zeki, hem daha çalışkan, hem yakışıklı, hem de sportmen oluyorlar ! Baksanıza Tanrı ve Demokrat Parti de izin verirse dünya devi ABD’ni yirmi yılı aşkın zamandır iki aile yönetiyor olacak. Önce baba Bush, sonra Bill Clinton, ardından oğul Bush, şimdi Hillary Clinton. Sırada da kardeş Jeb Bush ve Chelsea Clinton ısınma turlarını yapıyorlar. Onların da gayreti ile, “seriyi” otuz yılın üzerine çıkarmak da mümkün olabilir. Kuşkusuz konu sadece ABD de değil, güzel vatanımızda da “soyadı kontenjanından” iş ve siyaset hayatında, yani iktidarda olan bir dolu insan var.

CASTRO CLINTON’A KARŞI

Neyse biz konumuza dönelim…Seyahatlerinde yedek parçası dahi zor bulunan eski Rus Ilyushin markalı uçağını kullanarak, “yerli malı haftasına” atıfat bulunan Fidel Castro’nun Amerikan alerjisini hepimiz biliyoruz. 1998 yılında Dünya Sağlık Örgütü’nde (WHO) bir konuşma yapmak üzere Cenevre’ye gelen Castro, InterContinental Oteli’nde tam sekiz gün kalmış, yaklaşık dört saat kürsüde kaldığı hala hatırlanan konuşmasının öncesinde ve sonrasında “güç ve enerji” toplamış. Bana anlatılan ilginç bir anektod ise, aynı dönemde otelde kalan Hillary Clinton ile Fidel Castro’nun yüzyüze gelmemesi için personelin gösterdiği büyük çaba idi. İki devletin gizli servisleri ara sıra itişerek de olsa, Hillary Clinton’un personel asansörünü kullanmasını dahi sağlayarak iki ünlüyü karşı karşıya getirmemeyi başarmışlar. Küba lideri Fidel Castro, otelde 1960’lı yıllarda kalan Che Guevera’nın da kaldığı 12. katta bir odada kalmış. Ben mi nerede kaldım ? Ben maalesef altıncı katta bir odada konakladım.

CENEVRE’YE MÜLTECİ AKINI

Cenevre şehrinin sakinliği beni hep şaşırtırdı; ancak bu kez biraz farklı oldu. Cenevre Gölü’nün kıyısında yer alan Birleşmiş Milletler Mülteci Koruma Merkezi’nin de motivasyonuyla şehir merkezinde oldukça renkli bir tablo ile karşılaştım. Çok farklı ırk, renk, din ve milletten insanı sokaklarda gördüm. Sadece 7.5 milyon nüfusa sahip bu küçük Avrupa ülkesinde yakında İsviçreliler azınlıkta kalırsa hiç şaşırmayacağım.

YAŞLANAN NÜFUS VE BÜYÜYEN DEMOGRAFİK RİSK

İsviçre’nin yaşadığı bu mülteci akını sanıyorum sadece onların problemi değil. Hatta daha da ileri giderek, demografik gelişme nedeniyle bu konunun global bir sıkıntı olduğunun altını çizmem lazım. Harvard Business Review dergisinin Şubat 2008 sayısında Boston Consulting Group adlı danışmanlık şirketinden Strack, Baier ve Fahlander’in hazırladığı makalede şirketlerin artan demografik riskleri ve bu risklerin yönetimi tartışılıyor. Örneğin ABD’nde çalışan nüfusun 55-64 yaşları arasındaki bölümü,diğer tüm gruplardan daha hızlı büyüyor. ABD’nde enerji sektöründe çalışanların üçte biri elli yaşın üzerinde ve bu yaş grubunun 2020 yılına kadar %25 daha büyümesi bekleniyor. Japonya’da ise finans sektöründe çalışan 50 yaşın üzerindeki kişilerin sayısının 2020’ye kadar %61 artması bekleniyor. Demografik riskler sadece gelişmiş ülkelere ait de değil, örneğin gelişmekte olan dev Çin’de 50 yaşın üzerinde üretim endüstrisinde çalışan işçilerin sayısının önümüzdeki 15 yıl içinde 2 katına çıkacağı tahmin ediliyor.

Özetle “demografik tehdit” nedeniyle dünya üzerinde nüfus kaymalarının olması yaklaşan “onyılın” büyüyen problemi gibi gözüküyor. Bu resim içinde Türkiye gibi genç nüfusa sahip ülkelerin, eğer bu nüfusu iyi eğitip geliştirebilirlerse, önemli bir rekabet avantajı kazanacaklarını söylemek yanlış olmayacak. Ne dersiniz, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da, Harvard Business Review’in son sayısını okuduğu, ya da danışmanlarından bu konuda görüş aldığı için mi, “her kadına üç çocuk” sloganı ile yola çıktı ? İlginç bir tesadüf değil mi?

No Comments

Post A Comment